Hafta içi 09:00 – 18:00 Online Ödeme Müvekkil Girişi
EHEKER• HUKUK BÜROSU •
HakkımızdaAlacak YönetimiÇalışma AlanlarıArabuluculukİcra DepartmanıMakalelerE-TahsilatİletişimMüvekkil Girişi
Randevu Alın
EN

Şirketler Arası Organik Bağ ve Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması: İstihkak İddiasının Reddi Davalarında Alacaklının Yol Haritası

Şirketler Arası Organik Bağ ve Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması: İstihkak İddiasının Reddi Davalarında Alacaklının Yol Haritası

İcra takiplerinde alacaklıların sık karşılaştığı bir senaryo vardır. Borçlu şirketin adresine hacze gidilir, haczedilecek mallar belirlenir. Tam o sırada "Bu mallar bize ait, borçlu şirketle hiçbir ilgimiz yok" diyen başka bir şirket ortaya çıkar. Çoğu zaman bu şirket borçlunun ortaklarınca ya da onların yakınlarınca kurulmuştur. Aynı işi yapar, aynı adreste, aynı çalışanlarla faaliyet gösterir. Kâğıt üzerinde iki ayrı tüzel kişi vardır, ama ekonomik açıdan ortada tek bir işletme bulunur.

Bu yazıda böyle durumlarda alacaklının hangi hukuki araçlara başvurabileceğini ele alıyoruz. İstihkak iddiasına itiraz, mülkiyet karinesi, şirketler arası organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesi, Yargıtay içtihatları ışığında açıklanıyor.

1. İstihkak iddiası nedir, hangi aşamada ortaya çıkar?

Haczedilen bir mal üzerinde alacaklı ve borçlu dışındaki birinin mülkiyet ya da rehin gibi bir hak ileri sürmesine istihkak iddiası denir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kavramı şöyle tanımlar: "Haczedilen bir mal üzerinde, (alacaklı ve borçlu dışındaki) bir üçüncü kişinin, mülkiyet veya rehin hakkı gibi bir hak sahibi olduğunun ileri sürülmesine, istihkak denir." (Yargıtay HGK, 30.04.2019, 2017/8-1672 E., 2019/502 K.)

İcra ve İflas Kanunu (İİK) bu iddiayı 96 ile 99. maddeler arasında düzenler. Haciz sırasında ileri sürülen istihkak iddiası tutanağa geçirilir. Alacaklıya ve borçluya itiraz etmeleri için üç günlük süre verilir. Bu süre içinde susan taraf iddiayı kabul etmiş sayılır. Bu yüzden alacaklı açısından ilk kural şudur: Haciz tutanağına geçen istihkak iddiasına süresinde itiraz edilmelidir.

Ayrıca istihkak davası yalnızca kesin haciz için açılmaz. Hukuk Genel Kurulu aynı kararında bunu açıkça belirtmiştir: "Kanun haczin varlığını öngörmüş, ancak bu haczin kesin haciz olmasını aramamıştır. O hâlde istihkak davasına (m. 97) veya istihkak iddiasının reddi davasına (m. 99) kesin haciz (m.78/1) konu olabileceği gibi, geçici haciz (m. 69/1) ilave haciz (m. 100/ sondan 2. f.), tamamlama haczi (m. 139) veya ihtiyati haciz (m. 261/2) de konu olabilir."

2. İki ayrı yol: İİK m. 97 ve İİK m. 99

Hangi davanın açılacağı ve ispat yükünün kimde olacağı, haczedilen malın haciz anında kimin elinde bulunduğuna göre belirlenir.

Mal borçlunun elindeyse (İİK m. 97): Alacaklının itirazı üzerine icra dairesi dosyayı icra mahkemesine gönderir. Mahkeme takibin devamına ya da ertelenmesine karar verir. Ardından üçüncü kişi istihkak davası açar. Bu davada davacı üçüncü kişidir.

Mal üçüncü kişinin elindeyse (İİK m. 99): Bu kez alacaklıya, istihkak iddiasının reddi için dava açması amacıyla yedi günlük süre verilir. Davacı artık alacaklıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve kaçırılması telafi edilemez.

Uygulamada sık görülen bir hata, icra müdürlüğünün mal borçlunun elindeyken yanlışlıkla İİK m. 99 prosedürünü işletmesidir. Yargıtay bu durumda ispat yükünün değişmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Buna aşağıda değineceğiz.

İstihkak iddiasının da usulüne uygun yapılması gerekir. Şirket adına hareket ettiğini söyleyen kişi, şirketi temsil yetkisini belgeleyemezse ortada geçerli bir istihkak iddiası yoktur. Bir icra hukuk mahkemesi kararında bu durum şöyle ifade edilmiştir: "haciz tutanağının incelenmesinde, istihkak iddiasında bulunan kişinin şirket yetkilisi olduğuna dair bir belge bulunmadığı görüldüğünden, usulüne uygun bir istihkak iddiasının olmadığı anlaşıldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA". Bu nedenle alacaklı vekilinin haciz sırasında iddiayı ileri süren kişinin temsil yetkisini sorgulaması ve bunu tutanağa geçirtmesi önemlidir.

3. Mülkiyet karinesi (İİK m. 97/a): Davanın kaderini belirleyen kural

İstihkak davalarının sonucunu çoğu zaman ispat yükünün kimde olduğu belirler. İİK m. 97/a'ya göre borçlunun elinde bulunan mal borçlunun malı sayılır. Borçlu ile üçüncü kişinin birlikte bulunduğu yerde haczedilen mallar için de karine kural olarak borçlu ve dolayısıyla alacaklı lehine işler. Bu durumda karinenin aksini ispat etmek üçüncü kişiye düşer.

Organik bağ tartışması tam da bu noktada önem kazanır. Alacaklı, haczin yapıldığı yerde borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bağ bulunduğunu ortaya koyarsa, mülkiyet karinesi alacaklı lehine döner. Üçüncü kişinin bu karineyi yenmesi ise oldukça zordur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin davayı reddettiği bir dosyada bu ilkeyi net bir şekilde ortaya koymuştur: "Davacı ve borçlu şirketler arasında organik bağ bulunmaktadır. Hacizde borçluya ait belge bulunmuştur. İİK'nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır. Hacizde İİK'nun 99. maddesinin sehven uygulanması, ispat yükünün yer değiştirmesi sonucunu doğurmayacaktır. İspat yükü altında olan üçüncü kişi karinenin aksini kanıtlamaya elverişli delilleri dosyaya sunamamıştır." (Yargıtay 8. HD, 13.04.2015, 2014/18553 E., 2015/8326 K.; Yargıtay HGK, 09.06.2020, 2017/8-1871 E., 2020/366 K. sayılı kararda aktarılmıştır.)

Bu karar alacaklı açısından iki bakımdan değerlidir. Birincisi, organik bağ ile hacizde bulunan borçlu belgeleri birleştiğinde karine alacaklı lehine işler. İkincisi, icra müdürlüğü yanlışlıkla İİK m. 99 prosedürünü uygulamış ve alacaklıyı davacı konumuna getirmiş olsa bile ispat yükü yine üçüncü kişide kalır.

4. Organik bağ nedir, nasıl ispatlanır?

Organik bağ kanunda tanımlanmış bir kavram değildir. Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiştir. Kısaca, hukuken ayrı görünen iki şirketin ortaklık, yönetim, faaliyet ve ekonomik açıdan iç içe geçmesini ifade eder. Uygulamada mahkemelerin dikkate aldığı başlıca göstergeler şunlardır:

• Aynı adreste faaliyet göstermek: Borçlu şirketin daha önce faaliyet gösterdiği yerde yeni şirketin çalışmaya başlaması.

• Ortaklık yapısının örtüşmesi: Ortakların ya da yöneticilerin aynı olması, özellikle bir kişinin iki şirkette de hâkim ortak konumunda bulunması.

• Akrabalık ilişkileri: Ortakların eş, çocuk, anne-baba ya da kardeş olması.

• Aynı faaliyet alanı: Aynı sektörde, aynı müşteri kitlesine, aynı ürün ve hizmetlerle hitap edilmesi.

• Kuruluş zamanı: Yeni şirketin, borcun doğmasından sonra veya borçlu şirketin ödeme güçlüğüne girdiği dönemde kurulmuş olması.

• İşletme devri: Aralarında devir protokolü, franchise ya da alt lisans devri bulunması.

• Haciz yerinde bulunan izler: Borçlu şirkete ait evrak, broşür, kaşe, tabela ya da tebligat bulunması.

• Ortak çalışanlar, telefon, internet sitesi ve alan adları: E-ticaret yapan şirketlerde internet sitelerinin birbirine yönlendirilmesi ve markanın ortak kullanılması.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bir bozma kararı, bu göstergelerin birlikte değerlendirilmesine iyi bir örnektir. Kararda hacizlerin borçlunun kurucu ortağı olduğu şirketin eski faaliyet adresinde yapıldığı, borçlunun davacı üçüncü kişi şirkette de ortak olduğu ve iki şirket arasında işletme devri ilişkisi bulunduğu tespit edilmiştir. Daire bu tespitlerden şu sonuca ulaşmıştır: "Bu halde, İİK'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Karine aksinin davacı 3.kişi tarafından güçlü ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerekir." (Yargıtay 17. HD, 09.04.2015, 2015/4108 E., 2015/5567 K.)

Aynı karar, üçüncü kişilerin genellikle dayandığı delillerin neden yetersiz kalabileceğini de açıklar: "Davacı 3.kişinin dayandığı borcun doğumundan sonraki tarihi taşıyan ayırt edici özelliği bulunmayan faturalar ile adi nitelikli kira sözleşmesi ve vergi kaydı karine aksini ispata yetmez."

Bu dosyada ilk derece mahkemesi, borcun ortağın şahsi borcu olduğunu ve hâkim ortaklık için çoğunluk payı gerektiğini gerekçe göstererek direnme kararı vermiştir. Hukuk Genel Kurulu ise direnme kararını hüküm fıkrasının infaza elverişli olmaması nedeniyle usulden bozmuştur (Yargıtay HGK, 30.11.2021, 2018/(17)4-162 E., 2021/1525 K.). Bu süreç şunu gösterir: Organik bağ tartışmalarında "hâkim ortak" kavramı ve pay oranları önemli bir çekişme konusudur. Alacaklının pay oranlarının yanında fiili kontrolü ve yönetimi gösteren delilleri de sunması gerekir.

5. Tüzel kişilik perdesinin aralanması

Şirket tüzel kişiliği, ortaklarından ayrı bir varlık olarak ticari hayatın temel yapı taşlarından biridir. Ancak bu ayrılık, alacaklılardan mal kaçırmanın bir aracına dönüştüğünde hukuk düzeni onu korumaz. Tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesi, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına dayanır. Buna göre bir şirket, alacaklıya karşı "Ben ayrı bir kişiyim" savunmasını sırf borçtan kurtulmak amacıyla ileri sürüyorsa, mahkeme şekli ayrılığın arkasındaki ekonomik bütünlüğü dikkate alarak karar verebilir.

İstihkak davalarında bu ilke en çok şu senaryoda karşımıza çıkar: Borçlu şirket borçlarını ödemez ve faaliyetini fiilen sona erdirir. Aynı kişiler ya da yakınları yeni bir şirket kurar, işi, müşterileri, markayı ve çoğu zaman adresi yeni şirkete taşır. Haciz geldiğinde yeni şirket istihkak iddiasında bulunur. Böyle bir durumda iki şirketin ayrı tüzel kişilikler olduğu yönündeki savunma, ekonomik gerçeklik karşısında korunmaya değer görülmeyebilir.

Bununla birlikte perdenin aralanması istisnai bir yoldur. Mahkemeler bu ilkeyi ancak somut ve güçlü delillerle desteklenmiş dosyalarda uygular. Soyut iddialar ya da tek bir gösterge çoğu zaman yeterli sayılmaz.

6. Dikkat: Organik bağ iddiası tek başına yetmez

Uygulamada alacaklı aleyhine sonuçlanan kararlar da en az olumlu kararlar kadar öğreticidir. Bölge adliye mahkemesinin bir istinaf kararında alacaklı, iki şirketin aynı sektörde internet üzerinden faaliyet gösterdiğini, alan adlarının birbirine yönlendirildiğini ve üçüncü kişi şirketin yetkilisinin borçlu şirketin eski ortağının eşi olduğunu ileri sürmüştür. Daire ise şu tespitlerle istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir: "haczin borçluya ödeme emri tebliğ edilen adreste yapılmadığı, haciz mahallinde borçlunun bulunmadığı ve borçluya ait evraklara da rastlanılmaması nedeni ile mülkiyet karinesinin 3. Kişi lehine olduğu, karinenin aksinin davacı alacaklı tarafından ispat edilemediği".

Aynı kararda eşlik ilişkisi için de şu değerlendirme yapılmıştır: "bu kişi ile 3. Kişi şirket yetkilisinin karı-koca olmasının tek başına organik bağ iddiasını ispatlanamadığı". Ayrıca "sektörün sınırlı sayıda şirketlerinde çalışanların zaman zaman firma değiştirmelerinin olağan olduğu" kabul edilmiştir.

Bu karardan çıkan dersler şunlardır:

1. Haczin nerede yapıldığı belirleyicidir. Haciz borçlunun ödeme emrinin tebliğ edildiği ya da faaliyet gösterdiği adreste yapılmamışsa ve haciz yerinde borçluya ait belge bulunmamışsa, karine üçüncü kişi lehine işler. Bu durumda ispat yükü alacaklıya geçer.

2. Tek bir gösterge yetmez. Akrabalık, aynı sektörde çalışmak ya da ortak çalışanlar tek başına yeterli sayılmaz. Göstergelerin birbirini tamamlayan bir bütün oluşturması gerekir.

3. Zamanlama önemlidir. Borçlu şirketteki ortağın ne zaman ayrıldığı, yeni şirketin ne zaman kurulduğu ve alan adının ne zaman kimin adına tescil edildiği gibi tarihler, bağın kurulmasında ya da kopmasında belirleyici olabilir.

4. Dijital deliller mutlaka tartışılmalıdır. E-ticaret şirketlerinde internet sitesi fiilen işletmenin adresi niteliğindedir. Teknik tespit raporlarının bilirkişi incelemesine dahil edilmesi ve gerekçeli kararda değerlendirilmesi talep edilmelidir.

7. Alacaklı açısından uygulamaya yönelik öneriler

Hacizden önce

• Ticaret sicil kayıtlarından borçlu şirketin ortaklık geçmişi, adres değişiklikleri ve yöneticileri araştırılmalıdır. Aynı kişilerin kurduğu başka şirketler varsa tespit edilmelidir.

• Haciz, mümkünse borçlunun ödeme emrinin tebliğ edildiği ya da sicilde kayıtlı olduğu adreste yapılmalıdır.

Haciz sırasında

• Haciz yerinde bulunan borçluya ait her türlü evrak, kaşe, fatura, tebligat, tabela ve broşür ayrıntılı olarak tutanağa geçirilmelidir.

• Mahallin fiili durumu, çalışanlar, tabelalar ve kullanılan unvan tutanağa yazdırılmalıdır.

• İstihkak iddiasında bulunan kişinin temsil yetkisi sorgulanmalıdır.

Hacizden sonra

• İstihkak iddiasına üç gün içinde itiraz edilmelidir.

• İİK m. 99 kapsamında süre verilmişse, dava yedi gün içinde açılmalıdır.

• Dava dilekçesinde organik bağ göstergeleri tarihleriyle birlikte, tek tek ve delilleriyle ortaya konulmalıdır: sicil kayıtları, Ticaret Sicil Gazetesi ilanları, SGK kayıtları, vergi kayıtları, alan adı tescil bilgileri ve internet sitesi tespitleri.

• Bilirkişi incelemesinin yalnızca faturaların mahcuzlarla eşleştirilmesiyle sınırlı kalmaması talep edilmelidir. Şirketler arası ilişkinin bütün yönleriyle incelenmesi istenmelidir.

• Şartları varsa, üçüncü kişi aleyhine yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı talep edilmelidir.

Kanun yolunda

• İstihkak davalarında kesinlik sınırı haczedilen malların değerine göre belirlenir. Bu sınır her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenir. Değeri düşük mahcuzlara ilişkin kararlar istinaf ya da temyiz denetimine kapalı olabilir. Bu nedenle haciz tutanağında malların değerinin gerçekçi belirlenmesi, ileride kanun yolu imkânını da etkiler.

Sonuç

Şirketler arası organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması, alacaklının mal kaçırmaya yönelik yapılanmalara karşı kullanabileceği güçlü araçlardır. Ancak bu araçların başarısı büyük ölçüde haciz anında toplanan delillere ve ispat yükünün doğru kurgulanmasına bağlıdır. Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre organik bağ ile haciz yerinde bulunan borçlu belgeleri birleştiğinde mülkiyet karinesi alacaklı lehine işler ve üçüncü kişinin bu karineyi basit faturalar ya da adi kira sözleşmeleriyle yenmesi mümkün olmaz. Buna karşılık yalnızca akrabalık veya aynı sektörde faaliyet gibi tek başına kalan göstergelere dayanan iddialar çoğu zaman sonuçsuz kalır.

İstihkak süreci kısa ve hak düşürücü sürelerle işler. Hacizden önce iyi bir hazırlık yapmak ve haciz sırasında tutanağa doğru tespitleri geçirmek, davanın sonucunu en baştan belirleyebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki mütalaa niteliğinde değildir. Somut uyuşmazlıklarınız için bir avukattan destek almanız önerilir.

Önceki yazıBORÇLU KENDİSİNE AİT OLAN HACİZLİ MALI, İCRADAN NASIL SATABİLİR? RIZAEN SATIŞ NEDİRSonraki yazıTasarruf Finansman Şirketi Tahsisatı Geciktirirse Tazminat Talep Edilebilir mi?
WhatsApp