Hafta içi 09:00 – 18:00 Online Ödeme Müvekkil Girişi
EHEKER• HUKUK BÜROSU •
HakkımızdaAlacak YönetimiÇalışma AlanlarıArabuluculukİcra DepartmanıMakalelerE-TahsilatİletişimMüvekkil Girişi
Randevu Alın
EN

Masumiyet Karinesi İhlali: Kamu Makamları Bir Kişiyi Mahkûmiyet Kararından Önce Suçlu İlan Edebilir mi?

Masumiyet Karinesi İhlali: Kamu Makamları Bir Kişiyi Mahkûmiyet Kararından Önce Suçlu İlan Edebilir mi?

Masumiyet Karinesi: Kamu Makamları Bir Kişiyi Mahkûmiyet Kararından Önce Suçlu İlan Edebilir mi?

Ceza soruşturmalarının kamuoyunun yoğun ilgisini çektiği durumlarda, henüz yargılama tamamlanmadan şüpheli veya sanıklar hakkında yapılan açıklamalar önemli bir hukuki sorun ortaya çıkarmaktadır:

Hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması bulunan bir kişi, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadan kamu makamları tarafından suçlu gibi gösterilebilir mi?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre bu mesele, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/2. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesi kapsamında değerlendirilmelidir.

AİHS m.6/2 uyarınca, bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu hukuka uygun şekilde sabit oluncaya kadar masum sayılır.

Ancak bu güvence yalnızca mahkemenin vereceği hükümle sınırlı değildir. AİHM içtihadına göre hâkimler ve mahkemelerin yanı sıra polis, savcılık, bakanlar ve diğer kamu makamları da kullandıkları ifadelerde masumiyet karinesine saygı göstermek zorundadır.

Masumiyet Karinesi Yalnızca Mahkemeleri Bağlamaz

Masumiyet karinesi çoğu zaman ceza mahkemesinin sanığa suçlu olduğu ön kabulüyle yaklaşmaması şeklinde anlaşılmaktadır.

Oysa AİHM, bu güvencenin kapsamını daha geniş yorumlamaktadır.

Allenet de Ribemont / Fransa

Bu konudaki temel kararlardan biri Allenet de Ribemont / Fransa, B. No. 15175/89, 10.02.1995 kararıdır.

Başvurucu bir cinayet soruşturması kapsamında gözaltına alınmış; henüz hakkındaki yargısal süreç sonuçlanmadan, İçişleri Bakanı'nın da bulunduğu bir basın toplantısında üst düzey polis yetkilileri tarafından cinayetin azmettiricilerinden ve dolayısıyla suç ortaklarından biri olarak gösterilmiştir.

AİHM öncelikle masumiyet karinesinin muhatabının yalnızca mahkemeler olmadığını açıkça ortaya koymuştur:

“Mahkeme, masumiyet karinesinin yalnızca bir hâkim veya mahkeme tarafından değil, diğer kamu makamları tarafından da ihlal edilebileceği kanaatindedir.”
Allenet de Ribemont / Fransa, §36

Bu tespit son derece önemlidir. Çünkü masumiyet karinesini mahkeme salonunun dışına taşımakta; yürütme organı, kolluk ve diğer kamu görevlilerinin açıklamalarını da Sözleşme'nin 6/2. maddesinin denetimine tabi tutmaktadır.

Bununla birlikte AİHM, devam eden soruşturmalar hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesini bütünüyle yasaklamamaktadır:

“6 § 2. madde, makamların devam eden ceza soruşturmaları hakkında kamuoyunu bilgilendirmelerini engellemez.”
Allenet de Ribemont / Fransa, §38

Ancak AİHM'e göre bu bilgilendirme yetkisinin önemli bir sınırı bulunmaktadır: Kamu makamlarının, masumiyet karinesine saygı gösterilmesini sağlayacak ölçüde ihtiyatlı ve dikkatli hareket etmeleri gerekir.

Somut olayda bu sınırın aşıldığı sonucuna varılmıştır. AİHM, üst düzey polis yetkililerinin başvurucuyu herhangi bir çekince veya ihtimal ifadesi kullanmadan cinayetin azmettiricilerinden ve suç ortaklarından biri olarak göstermesini değerlendirmiştir.

Mahkemenin §41'deki tespiti masumiyet karinesine ilişkin AİHM içtihadının temel formüllerinden biridir:

“Bu, açıkça başvurucunun suçluluğuna ilişkin bir beyandı.”
Allenet de Ribemont / Fransa, §41

AİHM'e göre bu açıklama, bir taraftan kamuoyunu başvurucunun suçlu olduğuna inanmaya teşvik etmiş, diğer taraftan yetkili yargı merciinin olaylara ilişkin değerlendirmesini peşinen etkilemiştir.

Bu nedenle AİHS m.6/2'nin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Şüpheli Olmak ile Suçlu Olmak Aynı Şey Değildir

AİHM içtihadındaki temel ayrım budur.

Devlet makamlarının;

“Bu kişinin suçu işlediğinden şüphelenilmektedir.”

şeklindeki açıklaması ile;

“Bu kişi suçu işlemiştir.”

şeklindeki açıklaması hukuken aynı değildir.

İlk ifade devam eden bir soruşturmanın mevcut durumunu ortaya koyabilir. İkinci ifade ise henüz yargısal olarak belirlenmemiş bir suçluluğun kamu makamı tarafından peşinen ilan edilmesi sonucunu doğurabilir.

Daktaras / Litvanya: Kullanılan Kelimeler ve Açıklamanın Bağlamı Önemlidir

Daktaras / Litvanya, B. No. 42095/98, 10.10.2000 kararında AİHM, kamu makamlarının kullandıkları ifadelerin değerlendirilmesinde önemli bir ölçüt ortaya koymuştur.

Mahkeme, kamu görevlisinin kullandığı ifadenin tek başına ve bağlamından koparılarak değerlendirilmemesi gerektiğini kabul etmektedir.

AİHM'in bu içtihat çizgisinde özellikle vurguladığı ilke şöyledir:

“Bir kamu görevlisinin açıklamasının masumiyet karinesini ihlal edip etmediği, söz konusu açıklamanın yapıldığı özel koşullar bağlamında değerlendirilmelidir.”

Dolayısıyla her sert, eleştirel veya talihsiz ifade kendiliğinden masumiyet karinesinin ihlali anlamına gelmez.

Buna karşılık kullanılan ifadelerin bütünü, kişinin suçluluğunun henüz mahkeme tarafından belirlenmemiş olmasına rağmen kamu makamının onu suçlu kabul ettiği izlenimini yaratıyorsa AİHS m.6/2 kapsamında sorun doğabilir.

Butkevičius / Litvanya: Kamu Görevlilerinin Kelime Seçimi Önemlidir

Butkevičius / Litvanya, B. No. 48297/99, 26.03.2002 kararında da AİHM, kamu görevlilerinin devam eden ceza yargılamaları hakkındaki açıklamalarını incelemiştir.

Bu içtihat doğrultusunda AİHM'in özellikle üzerinde durduğu husus kelime seçimidir.

“Mahkeme, bir kişi yargılanmadan ve belirli bir suçtan suçlu bulunmadan önce kamu görevlilerinin açıklamalarında kullandıkları kelimelerin seçiminin önemini sürekli olarak vurgulamıştır.”

Bunun sonucu açıktır:

Masumiyet karinesinin ihlali için kamu görevlisinin mutlaka teknik anlamda “X suçludur” demesi gerekmez.

Açıklamanın tamamından kişinin suçu işlediğinin artık tartışmasız bir gerçek olduğu anlamı çıkıyorsa kullanılan ifadeler AİHS m.6/2 bakımından incelenebilir.

Khuzhin ve Diğerleri / Rusya: Televizyon Yayınında Sanığın Suçlu Gibi Gösterilmesi

Khuzhin ve Diğerleri / Rusya, B. No. 13470/02, 23.10.2008 kararı, soruşturma makamlarının medya aracılığıyla yaptıkları açıklamalar bakımından özellikle önemlidir.

Davada soruşturmacı ve savcının katıldığı televizyon programında sanıklar ve isnat edilen suçlar hakkında açıklamalar yapılmıştır.

AİHM, kamu makamlarının açıklamalarında kullandıkları dil bakımından şu temel yaklaşımı sürdürmüştür:

“Kamu görevlilerinin, kişi yargılanıp suçlu bulunmadan önce yaptıkları açıklamalarda kelime seçiminin önemi sürekli olarak vurgulanmıştır.”

AİHM'in değerlendirmesinde açıklamaların yalnızca mevcut şüphe durumunu aktarıp aktarmadığı veya bunun ötesine geçerek kişinin suçluluğunu kamuoyu önünde ortaya konulmuş bir gerçek gibi sunup sunmadığı önem taşımaktadır.

Dolayısıyla soruşturma makamlarının basın ve televizyon aracılığıyla yaptıkları açıklamalar da masumiyet karinesinin kapsamı dışında değildir.

Kamuoyunu Bilgilendirme Hakkı Nerede Biter?

AİHM içtihadından çıkan sonuç, devlet makamlarının devam eden soruşturmalar konusunda tamamen sessiz kalmak zorunda oldukları değildir.

Kamuoyunun yakından takip ettiği olaylarda;

  • soruşturmanın başlatıldığı,

  • kişinin gözaltına alındığı veya tutuklandığı,

  • belirli suçlamaların yöneltildiği,

  • soruşturmanın belirli bir aşamaya geldiği

gibi olgular hakkında bilgi verilmesi mümkündür.

Ancak bilgilendirme ile suçluluk ilanı arasındaki sınırın korunması gerekir.

AİHM'in Allenet de Ribemont kararındaki yaklaşımı bu sınırı açık biçimde göstermektedir:

“Makamlar devam eden ceza soruşturmaları hakkında kamuoyunu bilgilendirebilir; ancak bunu masumiyet karinesinin gerektirdiği ihtiyat ve dikkat içerisinde yapmak zorundadır.”

Dolayısıyla;

“X hakkında dolandırıcılık suçundan soruşturma yürütülmektedir.”

ifadesiyle,

“X dolandırıcılık yapmıştır.”

ifadesi arasında AİHS m.6/2 bakımından önemli bir fark bulunmaktadır.

AİHM Hangi Kriterlere Bakmaktadır?

AİHM içtihadı birlikte değerlendirildiğinde kamu görevlisinin açıklamasının masumiyet karinesini ihlal edip etmediğinin tespitinde özellikle;

  • açıklamayı yapan kişinin makamı ve kamu otoritesi,

  • kullanılan kelimelerin niteliği,

  • kişinin şüpheli veya sanık olarak mı yoksa suçun faili olarak mı gösterildiği,

  • açıklamanın yapıldığı bağlam,

  • ceza soruşturması veya kovuşturmasının hangi aşamada olduğu,

  • açıklamanın kamuoyunu kişinin suçlu olduğuna inandırabilecek nitelikte olup olmadığı,

  • açıklamanın yetkili yargı merciinin maddi olaylara ilişkin değerlendirmesini peşinen etkileyip etmediği

dikkate alınmaktadır.

Bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken yalnızca belirli bir kelimeye değil, açıklamanın bütünü ve yapıldığı koşullara bakılması gerekir.

Sosyal Medya Çağında Masumiyet Karinesi

Bu içtihatlar günümüzde daha da önemli hale gelmiştir.

Bir bakanın, savcının, kolluk görevlisinin veya başka bir kamu görevlisinin televizyon açıklaması ya da sosyal medya paylaşımı saniyeler içerisinde milyonlarca kişiye ulaşabilmektedir.

Henüz soruşturmanın başlangıç aşamasında bulunan bir kişinin kamu makamları tarafından “suçlu”, “fail”, “dolandırıcı”, “katil” veya benzeri kesinlik taşıyan ifadelerle kamuoyuna sunulması yalnızca kişinin toplumdaki itibarı üzerinde sonuç doğurmaz.

Somut olayın koşullarına göre bu tür açıklamalar AİHS m.6/2 kapsamında masumiyet karinesinin ihlali sorununu da gündeme getirebilir.

Sonuç

Masumiyet karinesi yalnızca mahkeme salonında uygulanması gereken usuli bir ilke değildir.

Devlet, hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması yürütülen kişiye kamuoyu önünde de masumiyet karinesine uygun şekilde yaklaşmakla yükümlüdür.

AİHM'in Allenet de Ribemont / Fransa, Daktaras / Litvanya, Butkevičius / Litvanya ve Khuzhin ve Diğerleri / Rusya kararları birlikte değerlendirildiğinde temel ilke oldukça açıktır:

Kamu makamlarının devam eden soruşturmalar hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi mümkündür. Ancak bilgilendirme, yargılama tamamlanmadan kişinin suçluluğunun ilan edilmesine dönüşmemelidir.

AİHM'in Allenet de Ribemont kararındaki şu yaklaşımı konuyu özetlemektedir:

“Bu, açıkça başvurucunun suçluluğuna ilişkin bir beyandı.”

Çünkü masumiyet karinesinin özü, isnat edilen suç ne kadar ağır ve kamuoyunun ilgisi ne kadar yoğun olursa olsun, kişinin suçluluğunun kamu makamları tarafından değil, hukuka uygun bir yargılama sonucunda yetkili mahkeme tarafından belirlenmesidir.

Başlıca AİHM Kararları

Allenet de Ribemont / Fransa, B. No. 15175/89, 10.02.1995, §§ 35-41.

Daktaras / Litvanya, B. No. 42095/98, 10.10.2000, §§ 41-43.

Butkevičius / Litvanya, B. No. 48297/99, 26.03.2002, § 49.

Khuzhin ve Diğerleri / Rusya, B. No. 13470/02, 23.10.2008, § 94 vd.

Fatullayev / Azerbaycan, B. No. 40984/07, 22.04.2010.

Konstas / Yunanistan, B. No. 53466/07, 24.05.2011.

Gutsanovi / Bulgaristan, B. No. 34529/10, 15.10.2013.

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olay, açıklamanın içeriği, açıklamayı yapan makam, ceza yargılamasının aşaması ve diğer koşullar dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.

Sonraki yazıBORÇLU KENDİSİNE AİT OLAN HACİZLİ MALI, İCRADAN NASIL SATABİLİR? RIZAEN SATIŞ NEDİR
WhatsApp